21 Şubat 2012 Salı

Anneanne Yöntemi

Günler 24 saat değil de 2-3 saat sanki, deli gibi geçiveriyor. Geçen hafta Era gündüz uykularını kısaltınca yemin ettiğim halde yorgunluğun verdiği can havliyle Tracy ablanın kitabına sarıldım. Birinci günün sonunda yeminimi kendime hatırlatıp vazgeçtim yatır kaldır, emzirerek uyutma
falan filan formüllerinden.
İlk bebeğim doğduğunda rahmetli anneanem demişti ki, “ağlamaya alıştırma kızım, hemen emzir, sakin bir bebek olur”. Beş çocuk büyütmüş, on torun görmüş kadını dinlememiş, hatta 2 aylıkken mama başlamıştım uyusun bebem geceleri diye. Sonra biberon ve mama eşliğinde uykusuz her gece kıvamında büyttüm çocuğu. İkinci de en azından söz dinleyip emzirdim ama yine kalıplara, reçetelere sokmaya çalıştım gariban bebemi. Bu kez hamile kaldığımda anneannemin sözünü dinleyeceğime söz vermiştim kendime. Bir de asla sallamam, ya emzirerek ya da yatağında uyusun dedimdi.
Neyse sözümü tutuyorum. Küçük bir krizde ufak bir ara vermişte olsam anneanne yöntemine devam. Beslemek için saat aralığı yok, ağlatmak yok.

7 Şubat 2012 Salı

Zorlama Yazı

Yazılmadıkçayazılmıyor işte. Yıllardır süren blog macerasında çokça var bu uzun aralardan. Hatta biri öyle uzun sürmüştü ki yeni blog açmanın daha iyi olacağına kararvermiştim. Yepisyeni adı oradan geliyor biraz da.
Hayat bizim evde çok farklı devam etmiyor son yazıdan bu yana. Bebekli ev halleri, ergenin ergenlik halleri, Adoşun anasının kuzusu halleri hep aynı. Benim tek derdim dikişe nakışa zaman ayıramamak. Era’nın uyudugu saatlerde instagram ve twitterda su gibi akıp gidiveriyor zaman. Teknoloji hain bir zaman hırsızı. Kafamda bu soruna çözüm bulmak için fikirler var. Hah tam da şu noktada Era’nın telsizinden ses geldi muhtemelen yazıya ara vermek zorunda kalacağım.
Yaklaşık 3 saatin ardından yeniden merhaba :)Teknolojinin hırsızlığında kalmışım.
Öncelikle Era için bir rutin oturtmam gerekiyor. Artık programlı bir hayata geçiş yapmalı. Sonrasında da bu rutine göre kendime bir plan çizmeliyim. Zira ne dikiş, ne örgü, ne fotoğraf, ne blog hiçbirşeyle ilgilenemez oldum.
Anlayacağınız önümüzde ki bir hafta ben yine era beyin rutiniyle uğraşıyor olacağım.
Yine uyandı Era. 20 dakikalık şış-pat seansından sonra :) uyudu ama bende yazma hevesi kalmadı. Neyse zorlamayalım daha fazla.

21 Kasım 2011 Pazartesi

Başlık Bulamadım Hamlamışım İdare Ediverin :p


Eveeeet Era Bey 40 gününü tamamladı. En son yazımı da 34 haftalık hamileyken yazmışım. Demek ki artık toparlanıp sahalara dönmeliyim.
Nasıl oldu doğum sorusuna bir cevap vereyim önce.
Son akşam, yemek öncesi biraz uzandım, tam gün Era’nın yorganını bitirmek için uğraşmış, muvaffak olamamıştım. Doğumdan önce sesimi duymak isteyenler ardarda arıyorlar, ben de uzandığım kanepeden onlarla laklak yapıyordum. Israrlara dayanamayıp yemeğe gittim mutfağa, çorbamdan bir kaşık almış, henüz yutamamışken önce minik bir pıt sesi duydum. Şaşkın bir ifadeyle kocamın yüzüne baktım. Arkasından suyum geldi. Canım kocam her zamanki sakinliğiyle paniklememi engelledi yine. Doktoru aradım, hastanede nasıl buluşacağımızı konuştuk. Doktorumun sesi kocamdan daha telaşlıydı yeminle :) Telefonu kapatıp arkamı döndüğümde mutfak kapısında Ada ayakkabısı ayağında, hırkası üzerinde “Ben hazırım!” diye bağırıyordu. Arabaya bindik ve tabii ki benzinimiz yoktu :) Benzinlikte ki pompacının yüzünde ki ifadeyi unutamayacağım. Son sürat doldurdu adamcağız depoyu :)
Sonra herşey çok hızlı oldu. Doktorumun sesi hala kulağımda “Geldi tonton” :D
Öyle çok kilolu değildi ama Ada’yla kıyasladı demek adamcağız. Üçüncü doğumumu da
epidural sezeyanla yaptım. Haliyle cesur yürek madalyasını aldım doktorumdan. Yıllardır normal doğum yapamadığım için üzülürdüm. En azından son doğumumda su gelmesi nasıl bir şey, aceleyle doğuma gitmek nasıl bir heyecan yaşamış oldum Eracığım sayesinde.
Üçüncü kez anne olmak süper bir duygu. Bazen kanepe de iki yanımda büyük oğullarım kucağımda bebeğimle otururken bunların hepsi benim çocuklarım diye düşünüyorum, mutluluk doluyor kalbim.
Çok şükür her şey yolunda, tek derdimiz yardımcı bir kadın bulmak eve. Zira dört erkeğin sadece ütülerine bile yetişmek için bir adama ihtiyaç var. Daha sık yazacağıma söz verir bebemle ilgilenmek üzere sahneden inerim efem...

7 Eylül 2011 Çarşamba

34. haftadan merhaba

Aslında uzun uzun yazılar yazmak fotolar paylaşmak istiyorum. Ancak 34. haftanın ağırlığı üstüme çökmüş durumda. Yapmam gereken bir dolu şey var aslında. Listelerim var tamamlanmamış, lakin enerjim günün ilk saatlerinde tükeniyor. Neyse ki yardımcı arama çalışmları son buldu. Tanıdığım güvendiğim bir arkadaşımın yanında çalışan birini işe aldım da aman ütü vardı yapılacak tasasından kurtuldum çok şükür.
Bu ara en çok takıldığım konu okulun açılmasıyla doğumun olması eş zamanlı olacak neredeyse. Bütün yazı serseri mayın gibi bahçede geçiren Ada’nın dikkati had safhada dağılmışken nasıl kotaracağım, hem bebek hem okula adaptasyon işini bilmiyorum. Haftaya okul açılıyor ve veli görüşmemiz var. Öğretmenimizden ekstra yardım talep edeceğim bu konuda. Bilmiyorum belki de hamileliğin etkisiyle abartıyorum biraz. Ege’nin dediği gibi “hoooorrrmonlarrrr ciddiye alma” :D
Egeciğim hastalandı dün. Kulak enfeksiyonu olmuş. Her zaman ki gibi duygusallaştı hasta olunca. Gelip gelip sarılıyor bana, ağlatacak beni deli. Ana kuzusu hala. Yatılı olma ihtimali var bu sene, kalbimin dir köşesi yatılılık çıkmasın diye dua edip duruyor içimde. Onun için bir çok açıdan iyi olacağını bilmem fayda etmiyor. Koca herif gibi dursa da bebeğim o benim hala, napıyım yanımda yöremde olsun istiyorum. Bazen hepi topu 4 yıl sonra üniversitede olacağını hatırladığım zaman uykularım kaçıyor. Uzaklara gitmek istiyor çünkü. Çok uzaklara. Offff kalbim sızladı bak yine...
Gelelim 3. ye :D Keyfi yerinde gibi, hareketli biraz. Gözümüzü korkutuyor bu hali. Yerinde duramayan bir tip olacak diye düşünüyoruz :) Cuma günü kontrol randevumuz var. Bu kez büyük abiyle birlikte gideceğiz. Vakit yaklaştıkça ilk ikisinde olduğu gibi özlemeye başladım onu da. Hiç görmediğin bir bebeği özleyip kokusunu hissedersin bu son zamanlar. Yani ben de öyle oluyor ne biliyim :)
34. haftadan bir göbek fotosuyla , görüşmek üzere. Bitirmem gereken dikiş nakış işleri var şimdi...


 
Posted by Picasa

12 Temmuz 2011 Salı

Kahramanım tut elimi korkuyorum...

Üçüncü çocuğa hamile olduğumu öğrenen ve gözleri faltaşı gibi açılan herkesi sakinlikle karşılamayı yeni yeni başarıyorum. En yakınlarım bile bana deli gözüyle bakıyor hala. Karşıma geçip “aaa süper, harika” diyenlerin bile kafasında ki altyazıdan okuyabiliyorum “çıldırmış bu kadın” dediğini.
Nerdeyse her gün kendi annelik serüvenimi başa sarıp, neler yaşayabileceğimi düşünüyorum. En çok farkettiğim yıllar geçtikçe daha kolay göğüslediğim anneliğin zorluklarını. Çocuklar küçükken yaptığım hataları çok daha net görebildiğim şu günlerde, yanımda yöremde olupta bana cesaret fısıldaması gerekenleri boş verip, kendim fısıldıyorum içime.
Yine de korkum tükenmiyor. Hamileliğinde doğal paniğiyle, istinasız her gün, dehşet içinde başıma gelecekleri düşünüyorum. Her seferinde tam kalbim sıkışmaya başlarken, kahramanım ortaya çıkıyor. Kim mi bu kahraman? İçimdeki, şaşkın, cesur yürek o. Hayatım boyunca her durumda ne var canım, yaparım ben bu işi, bunu da atlatırım, birileri yaptı ben de yapabilirim diyen o aptal kahraman. Ta kendim.
Şimdi o aptal kahraman ve ben, planlar yapıyoruz bu ara. 15 yılda, birbirinden tümüyle farklı iki çocukla, öğrendiklerimizden sonra, tüm uzmanlara, dayatmalara, genel geçer kurallara kulak tıkayıp, kendimize has annelik yöntemleriyle büyütmeye hazırlanıyoruz gelecek yeni bebeği.
Yani anne böcük biraz kılık değiştirip, yeni bir serüveni yazmaya başalayacak şimdi. Bir genç, bir yeni yeni ergenliğe geçen ve bir mini mini bebekle yeni maceralara merhaba demeye hazırım.
Sanırım.
Öyle miyim?
Kaharamanım tut elimi korkuyorum :D

14 Haziran 2011 Salı

:((

Çıldırmaya az kaldı...
Bir haftadır bir, iki, üç derken ağzımın burunla arasında kalan tüm bölgeyi saran uçuklar canımı, insanların bakışları ruhumu, “ayyy ne oldu böyle sana?” soruları aklımı kemirip duruyor. Mini böcük sayesinde ilaç kullanamamak, bünyedeki virüsün keyfi tavırlarına zemin hazırlıyor sonuçta. İki gün sonra tatile gidecek biri için, bu yaralardan bir an önce kurtulmak olurdu tabi ki öncelik. Lakin geldiler mi öyle teker teker gelmek, olur mu? İki gün önce bir de saman nezlesi eklenmesin mi? Zaten ilaç kullanamadığımdan burnumu niagara şelalesine çevirmiş olan polen allerjisine eşlik etmeye kalkınca saman nezlesi şahtım şahbaz oldum.
On günlük İtalya gezisi için, hamile halimle enerji depolamam gereken şu günlerde, bitik bir beden ve ruh hali içindeyim. Sanırım Perşembe günü uçağa, saçma sapan hazırlanmış valizlerle pelte kıvamında, yorgun, hasta bir kadın olarak bineceğim. Umarım en azından, asab bozukluğundan alabildiğine gür akan gözyaşlarım dinerde gözlerimin şişi iner. Zira şu halimle kocadan bir yıldır her gün dayak yemiş gibi görünüyorum.
Şiş gözlü, yara bere içinde, salya sümük, koca göbekli hamile....

2 Haziran 2011 Perşembe

Koca Bebeğim

Dün, yani 1 Haziran 2011, bir zamanlar annesinin minik bebeği, şimdilerin koca bebeği, ergeni, ilk traşını oldu.
Nasıl bir duygu, tarif etmek imkansız...

24 Mayıs 2011 Salı

Pencereler

Popülerleşmiş, gidilmediği halde her bir görüntüsü istenmeden zihne işlenmiş, filmlere, kitaplara konu olmuş, dekor olmuş yerler hayal kırıklığı olur ya. Beklendiği kadar işlemez ruhuna insanın. Bunu bilerek gittim Venedik'e. Fazla beklentiye girmeden. Gerçekten de kanallar, San Marco, gondollar olmadı beni etkileyen. Ama o daracık kanallarda ki pencereler, başka yaşamlara açılan, rengarenk sardunyalarla süslenmiş pencereler, ne büyülü, ne gizemli, ne etkileyiciydi...

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Sulugöz

Haftasonu üç günlük bir tura gitti ergenim. Aslında o gitmekten vazgeçmişti ama ufak bir ders vermem gerekti, parasının değerini bilmesi için. Anneliğin en sevimsiz tarafı da bu zaten. Zaten gitmesini istemiyordum ama özgür bırakmam gerekiyordu. O vazgeçmişken ohhh demek vardı ama doğru yolu göstermem de gerekiyordu. Sonuç olarak öncesinden bir kaç gün ve gezi süresince üç gün gerginlik. Aksilik bu ya bir de anneler gününe denk gelince... Ergenimi bir an olsun aklımdan çıkaramadım. Aramam yasak, mesaj atabiliyorum. O zaten aramaz, sadece mesaj atar. Geldik, oteldeyiz, eveeeet eğleniyorum şeklinde son derece "offf anne ya" tadında mesajlar attı bana. Mesajlar attı derken toplamda 4 mesaj :(
Sağolsun televizyonda dönen anneler günü reklamları, bol bol ağladım. En çok da Profilo’nun reklamında ergeni tarafından mütemadiyen suratına kapı çarpılan anaya ağladım :S
Sulugözlü Hamile

26 Nisan 2011 Salı

Susma Yaz

 

Bu sefer çok farklı. Hamileliğin getirdiği yorgunluklar, bulantılar aynı ama ben farklyım. Daha sakinim mesela. Telaşsızım. Bekliyorum. Tek telaşem isim bulmak. Nedense:) Üç harfli isim seçeneği kalmadığından belki. Üç kişilik bir jüri ile pek kolay olmayacak sanırım. Bebekle ilgili her konuda cıklayan, burun kıvıran, hayli zor bir jüri var karşımda. O kadar üzerine titriyorlar ki çocuklar, bazen içten içe kıskanıyorum bebeği. Başım ağrıyor desem” bebeğe bir şey olur mu?” diyorlar. Eve gelen bebeği kıskanan çocuklar gibi, içimden “peki ben, peki ben” diyorum. Bu kadar kolay kabullenip, korumacı abilere dönüşmeleri de sevinçle dolduruyor bir yandan içimi. Oysa neler düşünmüştüm, istemeyecekler, kızacaklar, nerden çıktı diyecekler diye.
Fazla ıssız kaldı blog farkındayım. Ama bende sessizdim. Çoğunlukla evde, yalnız geçirdim son iki ayı. Biraz yorgunluk,uyku hali sebepli, belki birazda ruhun ihtiyacından kaynaklı. Sanırım ikinci üç ayla birlikte dönüş olacak eski halime. Hoş istemesemde yapılmış üç seyahat planı var önümde. Bir düğün, gelecek misafirler... Sonra bu aralar yünlerimi aldım yine yanıma, amigurumi öğrenmeye devam. Yarım kalmış dikişler de var. Neyse yüklenmeyeyim kendime, korkup kaçarım sonra :)
Fotoğraf: Bu garibanlarda sepette kondukları yerde suspus bekliyorlardı iki aydır. Bu sabah gagalarını diktimde sonunda çözüldü dilleri yazık :P